yazarların ilk öpüştüğü mekan

elcordobez elcordobez
asansör. daha 17 yaşımdaydım. komşunun kızıyla birbirimize derin hisler içindeydik. öpüşme denen eylemselliği o günlere kadar televizyonda görmüştüm. hiç de dikkatli izlememişim, bir şey öğrenememişim. komşumuzun kızının öpüşme gibi eylemselliklerde ki pratiği sır değildi. bir keresinde asansörde beni öpmek istemişti ben anlamazcalığına gelip yanağımı falan uzatmıştım. allahtan 4. kata hemencecik gelmiştik.
sonrasında yine yolda bizden ileride giden bir komşu arkadaşa sormuştum ''kardaş öpüşme nasıl yapılır?'' diye.
bana ''allah belanı versin'' şeklinde cevap vermişti. sonrasında ''kız seni öpmeye başlayınca dilini dudağını şöyle böyle yap'' dedi. bir halt anlamamıştım ama nedense o fikir bana dahiyane gelmişti.

komşu kızıyla yine bir gün ekmek alıp eve dönüşün asansör yolculuğunda dudaklarımızı ve dillerimizi ''şöyle böyle'' yapmıştık. ve güzeldi.

bu da böyle bir anım ve hikayemdir.
fark ettim fark ettim
sokak!

sokaklar yeşerecek! gençleri görüyorum sevgili olmuşlar; heyecanlı ve utangaçlar. o yaz şarkısı çalıyor kulaklarımda. ah hanımelleri... öpüşürken korkusu bir şeylerin. büyüdük mü yaşlandık mı bilemiyorum. aynı heyecanı tekrar yaşarsam büyümüşümdür aksi durumda yaşlanmışımdır.
aphross aphross
boğazda bir bank. kalabalık bir gün ve saat değildi ama yine de bizim zamanımızda öpüşen genç görenler gülümser geçerdi. yeni türkiye dönemi başlamamıştı henüz, güzel günlerdi.

yiyişmekten bahsetmiyoruz tabii, sadece öpüşmek.
kayıpsakal kayıpsakal
lisede, öğle arasında, en arka sırada, okulun en sıkıntılı kızlarından biriyle, sınıfın en boş olduğu bir anda, en büyük heycanlardan birini hissederek vuku bulmuştu. hala o heycana yakın hisleri biriyle ilk defa öpüşeceğim zaman hatırlar, o günleri yad ederim.
kendinibulamayankız kendinibulamayankız
evimizin birkaç sokak ötesinde bir sokakta. ortaokul 2 diye hatırlıyorum. öyle güzel felan değildi. çıktığım kişi anguttu. gerçek anlamda lisede çıktığım çocukla, bi garajın arka tarafında öpüşmemizi sayabilirim.
lorquet lorquet
'90ların başları, anaokuluna gidiyorum. adını hatırlayamadım, bir kız vardı, sanırım aşık gibi bir şeydim. oyuncaklarla oynadığımız bir zaman lönk diye öpmüştüm. sonra o da beni öptü. neyse, biz böyle baya arada bir öpüşüyoruz ama yanaktan ehuhuje.

sene sonunda gösterimiz vardı. neden bilinmez, gay denizci kıyafeti giyen bir denizci, efe ve prens rollerim vardı. efe okey ama prens diye de sünnet kıyafetimi geçirmişlerdi üstüme, o maşallah yazısı yok tabi. bir de kıratım vardı. başına beyaz bir çorap geçirilmiş, büyük düğmelerden gözleri olan ve iplerden yüzüne sırıtışı yayılan, sopadan bir kır at. şovalyelerimle birlikte yerli quidditch takımı gibiyiz. kızlarda da benzer kıyafetler var ve prensesin kim olduğunu biliyorsunuz.

neyse gösterinin sonunda prensesin elinden tutacağım ve kıratımla birlikte sahneden çıkacağız. o an artık role mi girdim, ben mi istedim yoksa o mu hamle yaptı bilmiyorum, biz bir şekilde öpüştük. sonra kahkahalar, alkış kıyamet derken kızın elinden tuttuğum gibi kıratımla birlikte sahneden çıktık.

tekrar halkın arasına karıştığımızda bizim anneler çoktan dünür olmuştu bile. öyle bir mallık ki, kızarmaktan, annemin eteğine sarılmaktan başka tüm reflekslerim kapalı durumdaydı. biraz önce önderlik ettiğim quidditch şovalyeleri beni anamın eteğine sarılmış görse direkt muhteşem yüzyıl taht oyunları aq.

o anların fotoğrafları benim çocukluk albümümde duruyor ama kızın adını şu kadar cümle yazdım hala hatırlayamadım.

- '90ların başları, kasımpaşa.
kabil kabil
erzurum'da garın oradaki carrefour'un (mm migros da olabilir) sineması. wolverine abimizin filmini iki gün üst üste izlemiştim. ilk gün bomboştu film. "gız yarın da gidek" dedim, gittik. ilkokul öğrencilerini toplayıp x men izletmeye getiren dangalak bir ilkokul öğretmeni yüzünden filmin tadı damağımda kalmıştı. filmi izlemek isteyen varsa şey edebiliriz. yeni mekan ankara. kabil diye kime sorsanız gösterir. şeydeyim, lalegül kavşağında bir bankta.