yazarların söyleyemedikleri

1 /
schwert schwert
sözlük yazarlarının haykıra haykıra söylemek istedikleri, fakat bazen çekindiklerinden, bazen olayların kötüye gitmesinden korktuklarından, bazen uygun ortamın bulunmamasından ve bazen de boş vermelerinden ötürü söyleyemedikleri sözlerdir.

örneğin:
-ulan hayvanın oğlu, herkes aptal da bir sen mi akıllısın, götoşşş?
gamlı baykuş gamlı baykuş
yeryüzünde hala yanyana gelmemiş binlerce kelime varken bulamadıklarımdır. yada bulamıyor olmak işime geliyor cesaretim yok demektense.
bazen de bişey değiştirmeyeceğini bildiğimdendir söyleyememem. ah bilsem işe yarayacağını da sabah akşam susmadan söylesem o söyleyemediklerimi...
asosyal odun asosyal odun
tanım: gitmeden önce yazarların içerisinde kalan cümlelerdir. bazen acıtır, bazen yazanı ağlatır. okuyanlarsa normal bir şekilde okur, hiçbir sorun yokmuş gibi.

bundan dört sene öncesine kadar salağın tekiydim. dört sene öncesinde kendime yeni bir karakter oluşturdum dostlar. adına "odun" koyup devrim yapacağımı düşündüm. benim için "odun" demek, öyle bildiğiniz kaba insan demek değildi. ilk hedefim "insanların zevk aldığı yalandan mutluluklar yerine gerçeklerle acı çekmesi"ydi. çünkü, aslında gerçekler acı değildi. sadece yalanlar daha fazla mutlu ettiğinden, insanlar yalanlara inanıyordu. yalanların gerçek olmadığıyla yüzleştiklerinde acı çektikleri için "gerçekler acıdır" dediler.

çok güzel başladı her şey. ama dedim ya, ben salağın tekiydim ve böyle bir devrime inanmak bile salaklığın kendisiydi. iyi bir takipçi kitlesi vardı ama insanlar benim düşüncelerime değil, kendime "odun" dememe geliyordu. olsundu. zamanla bir şeyleri rayına oturtabileceğimi düşünüyordum. tam 4 senedir hiçbir şeyi rayına oturtamadım dostlar. zaten bu 4 senenin son 2 senesinde kendim raydan çıktım; mutluluk nedir hatırlamıyorum bugün.

blog açtım kendime. yazmaya başladım. herkes güzel yazdığımı söylüyordu ama buna rağmen mütevazi bir insandım. yazılarımın güzel olduğuna hiçbir zaman inanmadım. 3 sene blog tuttum ve okuyucu kitlem 35 kişiden ileriye gidemedi biliyor musunuz? oysaki ben blog tutmaya bile "lan zaten beni seven insan çok, böyle devam ederse blogtan çok kişiye ulaşabilirim. sonra da kitap yazarız bir tane. güzel olur." hayalleriyle başladım. 35 kişi ulan... 3 sene de yazılarımın okuyan sayısı 35'i geçemedi.

blogger kullanan bilir, hemen sağ tarafta takipçi sayısı diye bir şey var eklerseniz eğer. nereden baksanız 1 senedir 184 sabit, bir rakam artmadı. bir rakam eksilmedi de. zaten artmasın da, sikeyim kendimi. bundan 3 sene önce, yazdığım ilk yazıda yalnızlık üzerine yazmışım. 3 sene sonra, dün, yine yalnızlık ve gitmek üzerine yazmışım. sürekli aynı şeylerden bahseden bir insanı kim neden takip etsin ki? sürekli aynı duygusallık, sürekli aynı eziklik. ben olsam zaten, ben de beni takip etmezdim.

twitter takipçi sayım deseniz, 2010'da açtığım hesabım 320 takipçiden ileriye gidemedi. şimdi "kardeş sen gerçek hayata hiç bakmadın mı? sanal çocuk musun hıammınısikeyim!" diyebilirsiniz. tabi ki sanal çocuğum. anlayacağınız kendime sanal bir karakter yaratmış, daha sonra da yarattığım karakteri gerçek hayata uygulamıştım.

insanlara bunu "değişim" diye anlattım. çünkü yarattığım sanal karakter, gerçek hayatım için de büyük bir değişimdi. bambaşka bir insan haline gelmiştim. ilk başlarda mükemmel de olmuştu. mutluydum da bak. ama sonra ne oldu bilmiyorum. sonrasında ben bunalıma bir şekilde girdim ve çıkamadım. sanırım yaptığım en büyük hata gerçek fotoğrafımı internete koymaktı. çünkü sahte fotoğrafla internete girdiğinizde, yazdıklarınızı seviyorsa eğer insanlar sizi hayal ederler. görmek istedikleri bir insan yaratırlar ve bu hoşlarına gider. karşılarına benim gibi bir hödük çıktığında dünyaları şaştı tabi milletin.

neyse ya, bilmiyorum. devrim niyetiyle başladığım şey benim hayatıma mal oldu resmen. bugün twitter'ı, facebook'u ve diğer sosyal ağ üyeliklerimi kapattım. kusura bakmayın bunu buraya yazıyorum, çünkü yazı yazabileceğim ve içimi dökebileceğim tek yer burası kaldı. akşam akşam başınızı ağrıtıyorum ama beni anlayabileceğinizi biliyorum. umarım anlıyorsunuzdur yani.

son mesajım "benden bu kadardı, elveda" oldu dostlar.

benden bu kadardı. velhasıl kelam, gerçek olamayacak hayallere kapılmayın dostlar. hayatınız yarrak gibi oluyor ve hiçbir şey kurtaramıyor sizi.

edit: baskılara dayanamadı, yine geri döndü. yine gidemedi.
rodya rodya
annem evde olduğu için edemediğim küfürlerdir.

kafana sıçtımının ödemi, bi iyileşemedin, siktin amına kodumunun yaz tatilini. yıllar geçse de geçmişime küfür etmemi sağlayacaksın, kodumunun hayvan gibi şiy yapan davarı. son dört ayımı siktin, mına kodumunun bisikletiyle mına kodumunun turunu yapamadım. mına kodumunun derslerine rahat çalıamıyorum. mına kodumunun psikolojimin azına sıçtın. eve kapattın. spora gidiyorum. bacak çalışmaktan, imanım gevledi. ebemi siktin ebemi. daha da geçmeye niyetin yok suratına tükürdümünün hayvanatı.

yarak gibi geçiyor günler. yarrrrrrak gibi hem de. insanlar nasılsın dediklerinde, "içimden yarrak gibiyim, amına kodumunun deyyusu, sen nasılsın at kafalı diyorum." ama dışımdan eği diyom. karşıya sormuyorum bile. ne bok yerse yesin. ne bok yiyosa yesin. benden iyi durumda çünkü. saçlarım beyazladı lan. altı üstü bi ödem.

favoriye ekleyenin de, eksi verenin de artı vereninde tepesine koyuyim. siktirin gidin amk. gidin hobilerinizi yapabiliyorken yapın. sonra, benim gibi zorunlu ara vermek zorunda kalmayın. ya da kalın amına koyim bana ne. kalın lan! siktirin lan!



ohhh beee.... mazlum u getirin bana'dan daha etkiliymiş.
uykusever uykusever
bir araştırma ödevinin amaç kısmını üç sayfa isteyen canım hocama "amaçsızca yaşadığımız şu boş dünya'da bir ödevin üç sayfa ne amacı olabilir ki?" diye söyleyemedim öyle bir söylemek istedim ki bilemezsiniz yani...
hermaphroditos hermaphroditos
neyseki herkesle anlaşamıyorum arkadaşlarım sayılı ve bundan dolayı çok mutluyum hayatımda gereksiz insanlara yer yok.

(özellikle birilerine söylemek isterdim)
1 /