yılmaz özdil

159 /
cinola cinola
mustafa kemal kitabının özel serisi yatırım tavsiyesi olarak 2500 tl verilip alınabilir. kitabı okudum ve atatürk hakkında iddia ettiği gibi yeni hiçbir şey öğrenmedim ki ben daha nutuk'u bile okumamış birisiyim. lakin 2500 tl verilip alınacak bu kitabı ilk gün alamayıp sonradan 25-30 bin verecek çok insan var maalesef ülkemizde. 2500 tl'niz varsa aklınızda bulunsun.
sickgod sickgod
-aşırılık, dışkıdır.
-şekilci koleksiyonerlere, atatürk pazarlanmaz.
-atatürk gibi bir dahi lidere, prestij kitabı yapma haddini kendinde nasıl buluyor?
mistik penguen mistik penguen
murat özer yazmış. kaleminle bin yaşa dostum. yazısının son paragrafında söylediği gibi gerçekten de acıyorum kendisine.

(bkz: yazık la kimin çocuğuysa)

ttps://instela.com/m/yilmaz-ozdil--i901626


"atatürk ticareti" artık para etmiyor

sözcü yazarı yılmaz özdil, "atatürk sabah kalkıp banyo yapardı, çamaşırını değiştirirdi" şeklinde son derece kıymetli bilgilerin yer aldığı bir dizi kitap yayınlandı bugüne kadar. kitap diyor isek siz, nesir ile nazım arasında, hece ile satır arasında, yalan ile hurafe tadında bir edebiyat mucizesi anlayın.

1881 adet özel baskılı, kapağında "gazi m. kemal" imzalı bir yapıtını, 2 bin 500 liraya satışa sunmuşlar. adamcağızı sosyal medyada linç ediyorlar, mustafa kemal'in adını kullanarak para kazandığı iddiasıyla. hurafeci din bezirganlarından bir farkı kalmadığını söylüyorlar.
bence haksızlık ediyorlar.
niye mi?

ülkemizdeki askeri darbeleri gerçekleştiren kadrolar, işledikleri tüm suçları atatürkçülük maskesiyle örtmeye çalıştılar. menderes'i asanların, 12 eylül zindanlarını kanla dolduranların, 28 şubat'ta halka kan kusturanların tek bir argümanı vardı: "ülke atatürk'ün yolundan sapıyordu ve müdahale edilmesi gerekiyordu"

buradan şunu demek istiyorlardı: bolluk ve zenginlik içindeki tam bağımsız türkiye, basiretsiz siyasetçiler ve onları iktidara taşıyan cahil halk yığınları yüzünden fakirleşmiş, esaret altına girmiş, batılı devletlerin oyuncağı haline gelmişti. tek kurtuluş yolu, askeri bir müdahale ile ülkeyi hizaya getirmekti ve m. kemal'in çağdaşlaşma yolunda ilerlemeli, ülke yeniden zenginleşmeliydi.
önermenin yanlışlığı bir yana, "zenginlik ve bağımsızlık tespiti de" koca bir yalandan ibaretti. fakat, herhalde darbeciler kendi vicdanlarını ancak bu yalanlarla teskin edebiliyorlardı. yoksa halkın bu yalanlara karnı toktu. fakat dipçik zoruyla ikna olmuş gibi göründüler. ta ki, 2003'e kadar.

28 şubat darbesini yapıp, meşru hükumeti deviren ve halkın iradesini siyasi yasaklarla yok eden çete, ya da mahkemenin verdiği kararla "teröristler" kısa sürede ülkedeki bankalara kendilerini danışman olarak atadılar. 2001 krizinde bu bankalar 63 kuruştan 5,3 milyar dolar alıp ertesi gün 1.10 liradan satış yaptılar. bir süre sonra ise bu vurgun yapan ve yönetimlerinde darbeci generallerin olduğu bankalar batırıldı. bu generaller ve onlarla halkın malına çökme konusunda işbirliği yapan iş adamları, medya patronları, stk başkanları ve siyasetçiler ülkeyi el birliğiyle talan ettiler. bankalar boşalırken, tüm yük halkın sırtına yüklenmişti.

"atatürk adını kullanarak darbe", sonra da vurgun yapan bu teröristlerin ülke ekonomisine zararının 70 milyar doları bulduğu tahmin ediliyor. ülkede yatırımların durması, sermayenin atatürkçü ve dinci diye tasnif edilip, anadolu sermayesinin çökertilmesi; bankacılık ve finans sektörünün yarattığı güven bunalımı ve nihayet yatırımların durması ile türkiye'nin bu dönemde uğradığı toplam zarar ise 230 milyar doları bulmuştu.
yılmaz özdil gibi bu son "arta kalanların" iki buçuk bin lira gibi bugüne kadar yaptıkları soygun ve istismarın yanında çerez bile denemeyecek noktaya düşmesi, artık bu "istismar ticaretinin" para etmediğinin en açık kanıtı.

onun için özdil'e kızmak yerine, bu acuze zihniyetin geldiği yeri görüp acımak daha iyi olur.
diriliş postası/22.01.2019
arcobaleno arcobaleno
anlamıyorum, bireysel olarak özgürlüklerin olmadığı bir ülkede ne olduğu tanımlanamayan bir toplum iradesi adına yine belli bir toplum kesimiin cebi dolsun diye ben niye işkence çekmeliyim. sırf değeri olmayan insanlar değerli hissetsin diye hem de. bu adamı savunmayacağım diyorum illa biri çıkıp birşey diyor.
laleli esnafı laleli esnafı
seneler önce müjdat gezen bir oyun yazıp yönetmişti. 1881. oyun, adından da anlaşılacağı üzere mustafa kemal atatürk'ü anlatıyor. ferdi merter de o zamanlar hayattaydı ve bu oyunda yer alıyordu. onun daveti üzerine oyuna gittik beraber çalıştığımız bir arkadaşımla.

şöyle söyleyeyim; türkiye sınırları dahilinde bundan daha niteliksiz, bundan daha amatörce işlenmiş bir iş görmenize pek imkan yoktur. çok nadirdir. imkansızlıklarla boğuşan amatör tiyatroların oyunları da dahil buna. (onlarda en azından istek var, arzu var) belki aynı dönemde iksv'nin tiyatro festivallerine kabul edilen, keramati kendinden menkul bir kaç oyunda görebilirdiniz böyle bir fecaat.

bu zat-ı muhterem, bu yılların demagogu, bu atatürk sevdalısı geçinen halk avcısı da aynı yolun yolcusu olan arkadaşının oyununu övmelere doyamamıştı. mesela eminönü'ne gidip, gördüğünüz ilk dükkandan alabileceğiniz bir tahta sandalye için, hürriyet gazetesindeki yazısında, "dekor şaşırtıyor, atatürk'ün gençliğinde oturduğu harbiye'deki tahta sandalyesine kadar" diyordu.

aynı yazıda, " bandırma vapuru yüzdürülüyor" diyordu. flash tv'nin yaşlandırma tekniğini bilenler hatırlar. burada da sağ ve sol portelin arkasında duran iki kişi, maviye boyanmış çarşafı, elleri kolları ve hatta yer yer bedenleri görünür haldeyken çırparak, azgın dalgalarda gemi yüzdürme tekniği kullanıyordu.

ama yetmiyor ya övgüler. " zübeyde hanım'ın doğum anında kucağına verilen bebek canlıdan farksız, ingiltere'de hazırlandı" diyordu. olabilir. ama isterse londra'nın en maharetli balmumu heykel ustaları hazırlamış olsun, görüp görebileceğiniz en kötü doğum sahnesini örtmeye yetmezdi.

ve daha nice gereksiz, anlamsız övgü vardı bu dönemin kötü koşullarını anlatırken, oyunda giydikleri pahalı ceketlerin markalarını seyircilerin gözüne sokan oyuncuların yer aldığı işe.

bütün bunları bir kenara bırakalım diyeceğim ama bir atatürk portresi vardı ki oyunda, bir parça bile mi anlamadınız siz bu adamı diye bağırmak istedim. hiç mi okumadınız, hiç mi bir şey öğrenmediniz, hiç mi ölçüp biçmediniz? ulan hiç mi verdiği savaşı, yazdıklarını, derdini birleştirip bir fikir sahibi olamadınız?

oyun boyunca sadece laf sokan bir adam izlettirdiler herkese. her sahne sonunda birilerine laf sokup seyirciye poz veriyor oyuncu. ( profesyonel gözle baktığımda dördüncü duvar sadece laf sokunca mı yıkılıyor dediğim, genel seyirci gözüyle baktığımda doğallığın müthiş uzağında bulduğum bir biçim) tabii aynı yılmaz özdil gibi yılların serengeti aslanı olan müjdat gezen, kimi nasıl avlayacağını iyi biliyor . atatürk laf soktukça millet galeyana geliyor, dakikalarca alkışı bırakmıyor.

oyun bitti, müjdat gezen sahneye bir sehpayla çıktı. yaptıkları demagoji yetmemiş gibi, o sehpa üzerinde yer alan onlarca kitabı gösterdi. kişisel şovunu yaptı. insanları tekrar uyuttu. kibrit kutusu büyüklüğünde bir kitapçıktan, kalınca bir ansiklopediye kadar atatürk hakkındaki bütün yazılanları okumuş, ona vakıf olmuş. ve bu oyunu yazıp yönetmiş. zorluk içindeymiş, kredi ödüyormuş bu oyun için. destek bekliyormuş. bu halk onun yanında olmalıymış. işin içinde olmasak yiyeceğiz hani. kazandığı bilet parasıyla, sattıkları oyunlarla nerelere ne sahneler kurulur.
( ha bu arada oyunun tamamında, herhangi bir ilköğretim öğrencisinin bilmediği, duymadığı hiçbir hikaye yoktu. hatta diyebilirim ki; ben 3. sınıftayken daha fazlasını anlatabilirdim. bu millete uşaklığı öğretemedim hikayesi ve onun gibi başka hikayelerden oluşuyordu zaten bütün oyun)

çıkınca fuayede ferdi merter'in yanına gittim. nasıl bulduğumu sordu. atatürk daha kötü anlatılamazdı dedim. durumun farkında olduğunu ama bu dönemde böyle şeylerin de yapılması gerektiğini söyledi. insanları ayakta tutmak gerekmiş. hiçbir zaman sevemediğim bir usul olduğunu, hem tiyatronun adabına yakıştıramadığımı, hem de atatürk'ü robotik bir adam haline getirdiğini söyledim. ve bunun üzerine de tanışmamıza vesile olan, yazdığı oyunu sahneleme projemizi o gün başlamadan bitirdik kendisiyle. ( hayatını kaybetmeden önce çayını kahvesini içtik, ama iyi ki vazgeçmişiz o işten)

sonunun sonunda şuraya geliyoruz. bu adamlar hep böyleydi. hitap ettikleri kitlenin şah damarını bilip, o damarı okşarlardı. dün de böyleydi bugün de. yarınları da farklı olmayacak. şahsen hiçbir zaman çok sevdiklerine inanmadım. hep araç olarak kullandıklarını düşündüm.
çıkardıkları kitaplar da bunun örneği. mesele isteyen alır istemeyen almaz meselesi değil. mesele bunların arkalarındaki destekle, atatürk'ü tek başlarına sahiplenip, kendilerini mirasçıları gibi görmeleri. üç kuruşluk birikimleriyle, atatürk'ten vazgeçmeyen insanları sürekli kandırmaları.

birisi yukarıda bir tweet paylaşmış atatürk'ün sofrasında ekmek yok çünkü ekmeğini bunlar yiyor diye. en güzel özeti olmuş durumun. üzerine daha fazlası gerekmez herhalde.
psikopatpapatya psikopatpapatya
yılmaz özdil'in kitapları neden uçuk bir fiyatta. bak kaç gündür bunu düşünüyorum, kumar borcu falan mı var acaba. dostoyevski'nin kumar borcu vardı, bak andolsun ki böyle hareketler yapmadı.
günah keçisi günah keçisi
çıkardığı kitap nedeniyle hunharca eleştirilen gazeteci, bahsi geçen kitap koleksiyonerler için olup "koleksiyon" amaçlıdır yani belli bir kitle hedef alınarak tasarlanmış ona göre fiyat çekilmiştir yoksa "asgari ücret alan da okumayıversin" denmemiştir zira kitabın normal baskısı da var ve otuz lira "okuyacaktım ama çok pahalı" edebiyatı yapmayın alın onu okuyun.eleştirmek için eleştirip duyar kasmayın
format at geçer format at geçer
dolar neden hala 5 buçuk tl diye düşünmeyen koca ülke adamın kitabının fiyatına takmış. bizden bi sikim olmaz diye boşuna demiyoruz. adam kimseye zorla kitap satmıyor arkadaş kitap yenilebilen bişey de değil almadığında açlıktan ölmezsin. soğan patates fiyatları bu kadar konuşulmadı sanarsın bütün ülke sabah öğle akşam ayrı kitap okuyor. yok arkadaş işlerim rast gitse de şu ülkeden gerçekten siktirolup gitsem.
4
meftuh meftuh
köşe yazılarını beğendiğim şahsiyet. hiçbir kitabını açıp okumadım. sadece kitap isimlerine bakarak şu çıkarımı yapabiliyorum. hani bir video yüklersiniz de aramalarda üst sıralarda çıksın diye #izle #fullizle #fullhdizle şeklinde tagler eklersiniz. bana onu anımsattı.
azwepsa azwepsa
bu adamcağız sayesinde artık kim gerçek atatürkçü kim trışkadan kofti atatürkçü bilecez. 2500 tl verip kitabını alan adamın atatürkçülüğü ile başkasının ki bir mi? hobi için atatürkçüyüm diyenlere de 30-35 tl'ye ucuzu varmış. bari ondan alın. atatürkçülükte ciddileşiyorsanız 7-8 tane daha alırsınız.

ama ata aşkına elinde 8 mustafa kemal atatürk by yozdil kitabı olmayan ben atatürkçüyüm demesin.
159 /