yoğun bakımda kadın ve erkek birlikte kalmasın

1 /
ofansif sol bek ofansif sol bek
marmara üniversitesi ilahiyat fakültesi öğretim üyesi ve aynı zamanda yandaş yeni şafak yazarı faruk beşer'e ait beyanat.

tr.sputniknews.com


pink flamingo pink flamingo
yoğun bakımda hemşireler halay da çekemesin mesela.
ölmek üzere olan hastalarla selfie çekip paylaşım da yapmasınlar mesela. kendilerinin yapmaları gereken hastayı temizleme, çarşafını değiştirme, kıyafetlerini yenileme işlerini hasta yakınına yaptırmasınlar mesela.

tek derdimiz de bu olsa mesela. bu ülkede bu sağlık sisteminde tek derdimiz bu olsa.
takyudin takyudin
yılbaşından hemen sonra kaybettiğimiz amcam hastanenin yoğum bakım ünitesinde kaldığı süre boyunca hastaneye gidip gelirdik.
eşi de aynı yerde kalan geri zekalının biri vardı. sürekli konuşmakla mükellefti.
elini sıkmadığım, tek kelime kullanmadığım bu adamdan uzak durmaya çalıştım. bizimkilerde de söyledim.
neyse, bir gün hastayı görmek için içeri girmek üzere kapıda bekliyoruz. dayım, bu şerefsiz bugün az kalsın kavgaya neden oluyordu, dedi. nedenini sordum.
sabah annesi yoğun bakımda olan bir adama, birini göstererek, "şu adam senin annesi ve benim karımı izliyordu camdan" tarzı şeyler söylemiş. gösterdiği adamın hastası orada olmasa giremez zaten. aynı zihniyet.
bu tiplerden her yerde var.
bunlar ölüden tahrik olan, bunlar canlıya olduğu gibi ölüye tecavüzü de meşru görenler.
kirletebildikleri kadar kirletiyorlar dünyayı.
saviour saviour
dostum onların hayatını kurtarmak daha öncelikli bir iş, bir insanın hayatını kurtarma sevabına ulaştıktan sonra edineceğin bu küçük kusru allahın önemseyeceğini mi sanıyorsun?
alfredhitchcockunbeynininkaranlıkdehlizleri alfredhitchcockunbeynininkaranlıkdehlizleri
hiç yoğun bakımda hasta gördünüz mü? görmüşseniz mutlaka bilirsiniz ki, insanın aklına o an gelebilecek en son şey bile değildir muzur neşriyatlar. ama bu cümleyi eden yaratık'ın aklına gelebilmiş demek ki, tanrı neslimizi böyle bir sapıklıktan korusun.

ama hastane personelinin, ölüm döşeğinde ki bir hasta bile olsa hasta mahremiyetine azami titizliği göstermesi şarttır. bu mahremiyeti ihlâl edecek tüm önlemler alınmalıdır.

asıl tartışılması gereken konu ise, sağlık sektöründeki korkunç taşeronlaşmadır. bugün bir çok hastane asgari ücrete, köle şartlarında sağlık teknisyenleri çalıştırmaktadır. temizlik personeli de keza. soruyorum size, asgari ücretli bir sağlık teknisyeninin yahut temizlik personelinin verdiği hizmete nasıl güvenebiliriz?
işte bu hangi iğrenç dehlizlerden çıktıği belirsiz iğrenç fikirler, sağlığın bu can alıcı esas meseleleri tartışılmasın diyedir. bir hatadan ötürü hastanız ex olursa fıtrattır zaten.
brsmsl brsmsl
5 sene önce eşim hamileydi, rahatsızlanmıştı. hastaneye kaldırmak durumunda kalmıştık.
doktor kadın doğum servisinin özel odalarından birinde 2 günlük gözetim altında tutmayı önermişti. eski eşimin annesi ve diğer yakınları da şehir dışındaydı. annem de eşimin yanında kalacak kadar dinç değildi.
özel odada dahi benim eşimin yanına girmeme müsaade etmemişti sevgili hemşireler. ( bakın özel oda diyorum)
fakat buna rağmen ben geceyi kaçak yolları deneyerek eşimin yanında odada çekyatta geçirmeyi başarmıştım.
başımdan geçen bu ufak olaydan sonra söylemek istediğim şudur:
a) bahsedilen yeni bir uygulama değildir.
b) giderek çağdan uzaklaşıyoruz.
c) lan oraya insanlar sağlık bulmak için geliyorlar. yoğun bakımdaki bir adamın ya da kadının cinselliği düşünecek gücü mü var?
lora blood lora blood
bence ülkenin doğusuna erkekleri yerleştirsinler, malum iklim şartları ağır biz kadınlar çok narin ve sıcağı seven canlılarız o yüzden oralarda yaşayamayız, batıya da biz kadınlar yerleşelim. batı da kalan illerin merkezlerine sperm bankaları açılsın. döllenmek isteyen kadınlar gidip oradan alsınlar spermlerini, sonra çatır çatır doğursunlar. doğuda ki erkekler de ne hali varsa görsün. nasıl olsa hepsi sapık zaten. en mantıklısı böyle olacak. diğer türlü, orda yan yana gelmeyelim, burda beraber oturmayalım falan çok zor iş.

sizin yapacağınız işin ben !
acarabi acarabi
doğru önermedir.
nasılsa fakir ve bakıma muhtaç çocukları becermek, okuyup üfleyerek kadınları becermek, cayır cayır yanan gariban ve kimsesiz çocukların haklarını aramamak, vakıf yurtlarında her türlü cinsel sapkınlık, götünün kılı olurum demek, sen allahın suretisin demek normal, yoğun bakım ünitelerinde erkek ve kadınların bir arada bulunmaları anormal.
adı üzerinde yoğun bakım yahu.
hay ben senin......................................
neyse.
dumrul dumrul





kitaptan alıntıları da alparslan kuytulcular paylaşmış:

sayfa 12:

1970'li yılların sonundan 1980'in sonuna kadar ulaşabildiğim bütün konuşma bantlarını, pek çoğunu defaatle olmak üzere, dinledim. özel bir deftere notlar aldım. çok önemli bulduğum notları bir araya getirerek 20 kadar seçme kaset yaptım. aradığım bilgiye ulaşabilmek için diğer kasetlerin konularını da tek tek fişleyip bir indeks hazırladım. çünkü o zaman, ne bilgisayar ne de cd vardı. çalışacağım ve yazacağım her konuda, öncelikle onun söylediklerini duyarak anlamaya ve düşüncemin doğru olup olmadığını bu yolla test etmeye çalıştım. bu benim için önemli bir teyitti… şunun da farkına vardım ki, aslında benim kendimin sandığım fikirlerimin pek çoğunun kaynağı bu kasetlermiş. hatta yıllardır fakültede vermekte olduğum ve öğrencilerim tarafından çok beğenilen "günümüz fıkıh problemleri" adlı derslerimdeki etraflı izah ve açıklama üslubunda hocaefendi'den etkilenme olabileceği kanaatine vardım. bu itibarla yarın benin hakkımda, faraza bir terceme-i hal yazılacak olsa, "ilmini aldığı kaynakların başında fethullah gülen hoca gelir" denmesi tam isabet olur.

sf 13:

bu sebeple hocaefendi en çok sevdiğim insan oldu. bazı teracim kitaplarında çokça görülen ifadesiyle, benim gözümde o; "vahidü dehrih" (zamanının biriciği) ve "ferîdü asrih" (asrının birinci adamı) haline geldi. hatta "ya rab! benim sağlığımdan al ve onun sağlığına kat" diye bilmem kaç kez dua ettim… bunları söylememin bir hakkı teslim görevi olduğuna inanıyorum. ve yine inanıyorum ki, allah uzun ömür eylesin, yarın pek çok insan bu teslimde geç kalmış olacaklarını söyleyeceklerdir. imdi, şöyle iddialı bir çıkış yapsam "kendilerinden hiç ayrılmayanların bir kısmı da dahil olmak üzere, cemaatinden kaç kişi hocaefendi'yi benim kadar tanımıştır?" desem, birileri buna için için gülse de, ben kendimi asla fazla abartılı konuşmuş saymam.

sf 17 - 18:

hangi açıdan bakılırsa bakılsın hocaefendi'nin âlim olmasının yanında bihakkın müçtehit olduğundan da bizde şüphe yoktur. bunu kabul etmeyecek olanlar iki sebepten ötürü kabul etmiyor olabilirler. birincisi müçtehitliğin "tanıdığımız bildiğimiz insanların ulaşamayacağı" hayali bir derece olduğunu vehmetmeleri, ikincisi ise hocaefendi yi tanımıyor olmaları.

sf 18:

müceddit ise, hadis-i şerifin ifadesiyle, "her asrın başında (burada asır, belli zaman dilimleri anlamında olsa gerek) zuhur edip, dine arız olan bid'atleri kaldıran ve dini, asli güzelliğiyle gösteren, yenileyen kişi", ya da kişiler, yani cemaatlerdir. âlim ya da müçtehit olmadan bu işin yerine getirilebilmesi ise elbette mümkün değildir. bu değerlendirme ile hocaefendi'nin, en azından hizmet birimi ile birlikte, böyle bir mertebeyi ihraz etmiş olarak görülmesinde şer'an ve aklen bir mani görünmemektedir.

sf 19:

bize göre, hocaefendi, insanları hidayetine vesile olan bir "mehdiyyun bih"tir. (kendisiyle hidayetin bulunduğu, insanlara hidayeti gösteren kimse)

sf 35:

ama bu melhuz hatalara binaen gıybetinin yapılması ise hiçbir bakımdan tecviz edilemeyecek (caiz görülemeyecek) bir durumdur. günlük hayatında, metodunda, hicretinde, kısaca hazarında ve seferinde hep sünnet örneği üzere hareket ettiğini sanıyorum. hatta eğer bugün abd'de ise bunun bile sünnetten bir örneğe dayandırıldığı gibi bir izlenime sahibim.


Faruk Beşer’den Fethullah Gülen’e Övgüler
4
1 /