yüz

1 /
eddarosa eddarosa
birçok anlama gelen, özellikle ilkokul-ortaokul yıllarında eşsesli kelime deyince hemen hemen herkesin sınav kağıdında karşılaşılması muhtemel olan kelimedir.
tonguç tonguç
ilhan berk'in güzel bir şiiri.

biliyor musun sen bir şiirde ilk satırsın ilk sözcük
beyaz bir gül
beyaz bir gül ne kadar beyaz olursa o kadar
ne kadar suysa bir o kadar

ben en yakın yüzüm yüzüne
uyandığın sabaha,yatağına
birden bulup birden yitirdiğin birşey olur ya,ona
bir dağ okulunda ilk derse giren çocuklara
ilk coğrafyacılara
ilk harflarine bir alfabenin

yüzün ki korkular verir bana ne zaman yüzümü tutsam yüzüne
ben ki ölüme hiç eğilmedim hiç girmedi sözlüğüme
belki sokağa ilk çıkan bir çocuktur ölüm
belki senin bazen topuz yaptığın saçın
bir yaban çiçeği ya da ve daha ilk geliyordur dünyaya
bir demet maydanozu koparıp bırakmak belki de

dedim ya hiç bilmiyorum belki de benim sık sık çıkarıp baktığım bir fotoğrafın
bıyıkları hep yüzüne düşen bir adama çektirdiğim
bir suya bakarken
bir suya
duru mu duru ve daha sessiz ölümün kendinden.

ben ki seninle aştım yaşları
koydum çağıma adımı.bir burukluğu
yüzün gibi...
soldier in the army soldier in the army
yüz; bir öykünün, bir geçmişin dışavurumu, yaşanmış bir hayatın, tecrübelerin izdüşümü değil, bakışın maskelenmesidir. yüz, bakışı gizler. bir insana ne kadar yakından bakarsan, ne kadar içten bakarsan yüz ifadesinden çok sana bakışını görürsün, ne demek istediğini görürsün. ne demiş şair; güzelsin sevgilim ama yakından.
aziz magnolia aziz magnolia
insanın üzerinde taşıdığı en büyük kimlik.

arka ceplerimize sıkıştırdığımız, ya da cüzdana sıkıştırmadan direk arka cebe sıkıştırdığımız kağıtan yapılma, ve koruyucu bir maddeyle korunmakta olan kimlik, asl'olan kimliğin, yani yüzün sahteleşmiş halidir. bizlerde bir şekilde kandırılmış olarak, ağaçların kesilmesiyle ortaya çıkmış olan kağıttan yapılma şeyi de asıl kimlik zannediyoruz, ve her daim yanımızda taşıyoruz. üstüne üstlük, kolluk kuvvetlerinin gereksiz soruşturmalarında ortaya çıkarıyor, ve bizi temsil ettiğini gösteriyoruz onlara. kendimizi o kağıt parçasına teslim ediyoruz. bu benim diyoruz, ve gerisin geri gidiyoruz geldiğimiz yöne...

toplumsal hayatın içerisinde bir şekilde yer edinmiş olanlar, bu yer edinmenin karşılığında ister istemez birtakım tavizler veriyorlar. birkaç kişi tarafından ortaya konmuş olan kurallara uyup, sözde hayatlarını kurallar çerçevesinde garanti altına alıyorlar. tüm kişiliğimizi, kağıttan yapılma belgelere, antlaşmalara sıkıştırıyoruz. asıl benliğimizi, birkaç uydurma şeye uyarlıyoruz, sonra da kendimize bir kimlik ediniyoruz. ve bizi biz değil, o kimlik temsil ediyor. karşımıza çıkan devletin görevlileri, kimliğimizi alıyor, ona bakıyor, ve gerekirse yüzümüze tükürüyor. ama o kağıttan yapılma kimliğe tükürmüyor nedense. bizim sahteleşmiş kimliğimize saygı gösteriyorda, asıl kimliğimize, -yüzümüze - hunharca tükürüp, aklı sıra öfkesini ayyuka çıkarıyor. bir yere gittiğimizde asıl önemli olan biz değiliz, o kimliktir önemli olan. ama insan duygusal bir varlıktır, ve daha çok duygularıyla hareket eder. o kimlikte duygular yer almaz, mantık çıkarımları yer alır, o kimlik bizi anlatmaz aslında; bizim robotlaşmış mekanizmamızı anlatır. biz de bu makinelere boyun eğeriz, ve birer hizmetçi pozisyonuna geçer, ve aslında bir kimliğe sahip olduğumuzu unuturuz. bir insan, karşısındaki anlamak ve ona derdini anlatmak istiyorsa yüzüne bakmalı, duygularını irdelemeli. biz, bir insanı severken, ya da bir insandan nefret ederken duygularımızla hareket ederiz, sahte kimliklerle bezeli mantıksal düşüncelerle değil. ama, toplumsallaşmış ve sosyalleşmiş bu insan topluluklarında, bir insanı değerlendirmek ve onun hakkında yargılarda bulunmak için bu sahte kimliklere bakılır; eğer ki il kısmında doğu vilayetlerinden biri yazıyorsa da, çokça damga yiyebilirsiniz. ama dedim ya; insan duygusal bir varlıktır, ve kağıt parçalarıyla değerlendirilemez.

yüz; insanın esas kimliği ve onun ayırıcı özelliğidir; kağıttan bozma kimlikse bu asıl yüzün yan etkisinden başka birşey değildir.
durakta bir yolcu durakta bir yolcu
hayatımız boyunca binlercesini geride bıraktığımız ve binlercesine merhaba dediğimiz...
çok azını hatırladığımız ama onlarında kendini eskitirken bizi yanılttığı...
ve okuyabilene bir ömrün hikayesini anlatan..
aşırı belki aşırı belki
çevirisi var bunun. ve fakat dilde karşılığı yok yüz çevrilen insanın içine çöken ağırlığın.
aslında "arkadaş", "dost", "yoldaş" değil de "değersiz", "önemsiz", "yabancı" olduğunu yüzüne vuran bir dönüşün faili.
1 /