zor günlerden geçenlerin bildiği en iyi şey

1 /
step2009 step2009
teoride insanın çevresi çok kalabalık olabilir ama pratikte en zor zamanlar hep tek atlatılır. yanındayım diyenler ve yanınızda olmaya çabalayanlar vardır, vardır da vardır ama insan bir noktada aslında hep yalnızdır.aslında çevresinde çok insan olanlar hep yalnızdır. yalnızlığın tek çaresi aşk'tır...aşk'ta zaten iki yalnızın içinde bir yerde ortak bir yalnızlıkta buluşmasıdır. ne de olsa insan fikirsel olarak hep yalnızdır.

"hepimiz birlikte yaşarız, bir diğerimize etki ve tepki yaparız; ama her zaman ve her koşulda kendi başımızayızdır.
şehitler savaş alanına el ele giderler, tek başlarına çarmıha gerilirler.
birbirine sarılmış aşıklar umutsuzca yalıtılmış sevinçlerini tek bir benüstülük halinde kaynaştırmaya çalışırlar. boşuna..
doğası gereği her vücut bulmuş ruh yalnız olarak acı çekmeye ve zevk almaya mahkumdur. duyular, duygular, iç görüler, hayaller
bütün bunlar özeldir ve sembollerle ikinci ellerin aracılığı dışında iletilemez."

aldous huxley
piyano çalmayı bilmiyorum piyano çalmayı bilmiyorum
"kasaba minnet edeceğime keser sikimin etini yerim." lafını benimsemek.

aileniz falan da yalan olur bu dönemlerde. hani vardır ya "en zor zamanlarımda bana destek olan aileme sonsuz kez teşekkür ederim" diye tez önsözlerinde edilen laflar. hah işte benim pek öyle bi ailem olmadı.

yemeye az kaldı.
ela gozlerimdeki renkli hikayeler ela gozlerimdeki renkli hikayeler
zor günler yaşayan kişinin sınavıdır, o zor günlerde yanında olup olmamanız da sizin sınavınızdır. siz kötü günleri atlatınca çember daralıyor yani.

hatta ezidilikte "rezika fılâa" denen bir kavram var.
kişi kendine bir çember çizerse, o silmeden hiç kimse o çembere giremiyor. kişi kendini kesin hükümle 'diğerlerinden' ayırıyor, kendini alemden kesip atıyor.

bunun bir de tam tersi söz konusu...
bir insanın etrafına bir çember çizebildiyseniz, o buna izin verdiyse veya sizin çizdiğinizin farkında olamadıysa, onu oraya hapsetmiş sayılıyorsunuz.

yani durum şu, çemberi sadece çizen şahıs silebiliyor.
o silene dek artık içeridekinin dışarıyla bağı kopuyor. kopartılıyor dünyadan.

eylemin sebep-sonuç kuramı üzerine bir ton laf edilir.

siz de kendi çemberinizi yaratın, bu zor günlerde yanınızda olmayan herkesi çemberin dışına alın, bakın bu çok önemli, zor günler asla bitmeyecek ve çemberin dışında olanlar yanımda olmadı diye üzülmezsiniz en azından.
tarçınlıhavuç tarçınlıhavuç
bu yaşıma kadar zor günler yaşadığım çok zaman oldu. hayatın birçok alanında, herkes gibi, sınavlar yaşadım. hayata küstüğüm, yeni bir güne uyanacak mecalimin olmadığı zamanlar da oldu, dibi de gördüm ve bunların üstesinden bir şekilde geldim.

ama bu zor zamanlarda öğrendiğim değerli çok şey oldu. bunlardan biri şu; bu hayatta her zaman daha kötüsü var arkadaşlar. "daha kötü ne olabilir ki?" dediğiniz anda daha da kötüsü beliriveriyor hayatınızda. aksini görmedim. beterin beteri var dedikleri böyle bir şey olsa gerek.

bir diğeri; sizin yaşadığınız zor günler yalnızca sizin değil, çevrenizdeki insanların da sınavı oluyor. siz bu sınavı bir şekilde geçiyorsunuz ama en yakınınız sizin sınavınızdan kalıyor. insanları zor zamanlarda öyle güzel tanıyorsunuz ki yıllarınızı geçirdiğiniz insanların en saf hallerini, iyi/kötü yanlarını birkaç gün içinde görebiliyorsunuz. en uzak insan en yakın, en yakınınız bir anda en uzak insan oluyor. beklenmedik anlarda öyle iyilikler, beklemediğiniz insanlardan öyle kötülükler görüyorsunuz ki dünyanız tepetaklak oluyor. bu zamanlarda her şeye hazırlıklı olmanız gerekiyor.

bu zor zamanlar, kendinizi tanımanız, tepkilerinizi ölçmeniz, hayatınızdan insanlar elemeniz, kendinize olan güveninizi kazanıp kazanamayacağınızı anlamanız açısından değerli zamanlar esasında.

belki en acılı gününüzde değil ama etkisinin nispeten daha az olduğu günlerde biraz gözlem yapmaya çalışın. inanın yıllarca göremediğiniz, anlamlandıramadığınız şeyleri görecek ve anlayacaksınız. aynı zamanda kendinizi de tanıyacak ve gelecek zorluklara karşı daha güçlü bir duruş sergileyebileceksiniz.
patron fink patron fink
kimse sizin yanınızda olmayacak. hatta o kadar olmayacak ki o kadar olmayacak.

olmamaları yetmezmiş gibi bazıları fırsattan istifade diyerek ya sizden yararlanmaya çalışacaklar ya da daha fazla zarar vermek için uğraşacaklar. bu ne kadar yakınınız olursa olsun. ister anneniz, eşiniz, kardeşiniz.

bence en önemlisi şu ama. hayata yeniden aynı gözle bakmayacaksınız.

daha sonra tanıştığınız kişiler sizi sert gaddar hatta nefret dolu bulabilir. öyle gözükeceksiniz zaten ama bunun sebebini aynı yolu yürümemiş birisi hiç anlamayacak.
the red queen the red queen
en zayıf anında bile ketumluktan ödün vermemektir. insan sorunlarını kendi kendine çözebilmeli. bir kaç kez benim için önemli olan insanlarla paylaşma girişimim oldu, ama sonuç verimsizdi. hayal kırıklığı hatta.
lipelda lipelda
nilgün marmara'nın "beklentim yokmuş gibi davranıp, içime dünyalar kadar umudu sığdırmaktan yoruldum." dediği yerden yolumuz en az bir kere geçmiştir.
ez li vir im ez li vir im
random her insanda aynı olmadığını düşündüğüm şey. sonuçta deneyimler de zorluklar da çok farklı yaşanıyor. ama şu iki şey bence herkeste ortaktır, birincisi gerçekten zor günler geçiriyorsanız öyle kolay geçmeyeceği. onu yaşarken anlıyorsunuz ve bazen "ne zaman bitecek bu çile" diye yakarırken görüyorsunuz kendinizi. birden bire her şey arkada kalıyor ve siz asla eskisi gibi olamıyorsunuz. travma öncesi sizi yolda görseniz tanımazsınız. size acının ikinci öğrettiği de bu.

yukarıda gerçek dostlarınızı tanıdığınız yazılmış. üçüncüsü de bu, evet. ben mesela eskiden her dalda kuşum her masada boşum olduğunu zanneden bir ergendim. kazın ayağının öyle olmadığını sokakta kaldığım ve hasmımın beni karşısında beklediği eve arka pencereden girdiğim gün anladım. iyi günde kurulan boş masaların boş zevzekliği çok yüzeysel kalıyor hayatta. anın keyfinden dolayı bunu genelde anlamıyorsun. ama mekandaki tüm masalara konsa çıkacağınıza demirbaş bir masanın canı ciğeri olmak daha kıymetli hayatta. zor günler burnunu sürte sürte bunu gösteriyor bir de.
azrailin regl donemi azrailin regl donemi
artık hiç bir kötü olayın ruhsal olarak derinden etkilemeyeceğidir.

hayatın basit ve sadeliğini içselleştirdiysen eğer yarın annen de ölse dahi bir şey kaybettiğini düşünmezsin. ölüm? başkasının ölümü bizleri etkileyebilir belki bir süreliğine, bu kişiye göre değişir ama kendi ölümüme gelirsek, işte ondan korkmuyorum. aslında ben bu hayatta hiç bir şeyden korkmuyorum. hapse girsem dahi hayatın bir şekilde bir yerlerde yaşandığını biliyorum, gam yemem. belki hayata dair planlarım hedeflerim aksar ya da artık ulaşılması imkansız bir hale gelir ama eğer yüzleşebiliyorsan gerçeklerle, 2 metrekarelik bir kodeste bile hayatının romanını yazabilirsin. ölüm diyorduk.. ölüm geldiği an ben bunu anlamayacağım bile. bugün ya da 20 yıl sonra gelecek olması insani bilinçle baktığımızda önemlidir, gelecekle ilgili planlarımız yarım kalır. ama beni etkileyemez. çünkü biliyorum ki 20 yıl sonra da gelse şimdi de gelse artık öldüğüm için bu benim için problem olmayacak. çünkü ölüler acı duymaz, ağlamaz, hissedemez ve sevemez. var olduğumuz için bundan yakınır ve kaygı duyarız. ama varlık yerini hiçliğe bıraktığında artık bunların hiç bir önemi kalmayacak.

hayata kaybedecek hiç bir şeyim yok kafasıyla bakıyorum ve yaşıyorum. insan bu, her boku görüyor, yaşıyor, acı çekiyor, hatta öyle çaresiz düşüyor ki ekmek bile bulamıyor. bunu kabullenmiş biri olarak yarın sabaha annemin ve babamın ölmüş olduğunu öğrenerek uyanacak olmak beni korkutmuyor. bu nasılsa mutlaka gelecek, kaçamam. gerçekleşince de derin bir hüzne kapılacağımı sanmıyorum.

tıpkı tanrı gibi bakıyorum ve bu bilgileri içselleştirmiş biri olarak bütün bu anlattıklarımı derinden hissediyorum.


öyle bir düşmek ki artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmaması ve hiç bir şeyin sana zarar verememesi.. bütün o acıların bana yaptığı beni yaratmaktı, teşekkür ederim.
çalbella çalbella
her zaman daha kötüsü vardır...

bunu ögrenebilmisse başka bir şey bilmese de olur. dünyanın sonunu yaşamadığını farkedecek kadar olgunlaşmaktir "zor günler" ...
1 /