serdar akinan

1 /
hepinizin ağzına kırmızı biber sürerim hepinizin ağzına kırmızı biber sürerim
dün yayınlanan ne var ne yok programının gece tekrarını izledim ve serdar bey'in de "abi müsadenle tarzım dışına çıkıp ben de bir şeyler söylemek istiyorum bu kez" cümlesine şaşırdım.. alışılanın aksine serdar bey bu sefer genel gidişata ilişkin endişelerini ifade edecek bir iki kelam etmek istiyordu, doğruldum yattığım yerden..

"belki ak parti 23 temmuz'da %40'la gelecek, chp %30 alacak belki.. ama giderek daha yalan bir kamplaşma senaryosu beliriyor ki orta ve uzun vadede hiç de iyiye delalet değil bu durum" minvalinde cümleler etti.. evvela şunu söyleyeyim, gayet iyi bir tarzı var; konuşunca dinletmesini biliyor kendini.. oldukça naif cümle kalıpları var; sadece nihat genç'e "evet abi, katılıyorum abi" demek dışında daha etraflı bir yetisi olduğunu hissettiriyor karşıdakine serdar bey..

bu benim arzuladığım televizyon karakteri portresi işte.. dinlemeyi bilen, söz hakkı geldiğinde de makul, mantıklı görüş sunabilen, dalaşmayan, etraflı düşünebilen, anlayışlı, analiz yetisi gelişmiş birey..

programın kapanış anında, yayına gitmemesi icap eden seslerden biri olan; nihat genç'in "işte bunun devamını bekliyorum serdar" dediği an ben de aynını demiştim.. serdar bey, sesinizi duymak istiyoruz biz de..
one more cup of coffee one more cup of coffee
gittiğim piknikte gördüm kendisini. kola içmiş, büyük bir ivme ile ağzından gaz çıkartıyordu. yanımdaki özentiye "aaa, serdar akinan!" dedim. özenti bana "o kim?" dedi. ben de "olm aslında ben de tanımıyom lan" dedim. arkadaşım bu durumu anladı mı? tabi ki hayır. çünkü ben üniversitede okuyan ama bağlaç olan da nın ayrı yazılacağını bilemeyen arkadaşlar gördüm. pardon arkadaş değil, büyük ihtimalle hiç kitap okumamış özenti.
edit: yazar burada bir zamanlar karanlıkta gülen zenci dişi gibi parıl parıl parıldayan bir giriye ayar vermekteydi. senin girin cennette yavrum.
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
kan uykusu isimli belgeselin yapımcısı, üstelik kan uykusu kınalı türkü'de de kendisini narreytır ve yapımcı olarak görmek mümkün.

belgeselleri izlemeyenler için spoiler vermek istemem ama şurada bir yanlış yapıldığını görüyorum. belgesellerde bahsedildiği gibi sadece osman pamukoğlu konuşmuyor, erinden asteğmenine, yüzbaşısından, binbaşısına kadar o dönemde o şartlarda askerlik yapan tsk'da çeşitli hizmetleri olan kişilerin anlatımları var. esasında birkaç köylü ile daha konuşssaymış daha da güzel bir yapıt olabilirmiş ama macit gürbüzle de gazeteci ve muhabir kimliği ön plana alınarak röportaj yapılması yüzünden güzel bir yapıt olmuş.[ serinin ilk belgeseli olan kan uykusu için ]

youtube'a erişebilsem linkler verecektim ama sonra da veririm.

tim komutanı asteğmen fırat cem utku

" karanlıkta kilometrelerce yürüdük, mayınlama var, fiziksel şartlar çok zor..."

tim komutanı asteğmen nizamettin tayfur

" şehirdeyken çatışmayı kötü bir şey olarak olarak düşünürdüm, orada çatışmaya girmeyi iple çekerdik, çünkü kaya arkasına siper alıp, dinlenirdik... "

" 45 gün arazide yürüdüğümüz için intikalden bunalıma giren bir er üzerimize el bombası attı, el bombasını imha edip, arkadaşı sakinleştirmeye çalıştık, bilincini tamamen kaybetmişti ..."

piyade er ercan yılmaz

" tertiplerime kartlar dağıtıyorum, amacımız şehit olursa kimlik tespitini kolay yapmak, doğal olarak arkadaşlar soruyorlar " bu kartlar ne diye " ben de cevaplıyorum, ölürseniz sizi kolay bulmak için , böyle bir ruh halindeydik ..."

belgeselde böyle 30 dakikalık bir kısım var. o yüzden serdar akinan'ı erlerin sorunları ile ilgilenmemiş olarak görmek, göstermek yanlış olur. askerlerle yapılan röpörtajlar var. yani " zorunlu " askerlerle yapılan görüşmeler var.

aslında belgeselin içinde tsk'ya çok güzel eleştiriler var, izlemesini bilene. bir kere daha başında hakkari dağ komando tugayı'nda görev yapabilecek tuğgeneral bulunamıyor. doğan güreş'in görüştüğü kişiler ya sağlık nedenlerini bahane ediyorlar, ya emekliliğini istiyorlar. sonuçta bir tugayın tuğgeneralin komutası altında bulunması gerekirken, koca tsk bir tuğgeneral bulamadığı için kurmay albay rütbesine rağmen osman pamukoğlu'na komutayı veriyor.

yine tsk'ya inceden bir eleştiri kullanılan silahların doğa şartlarında verimsiz olmasında rahatlıkla görülebilir. koca tsk kuzey ırak'lı tüccarlardan operasyonlar için silah almak zorunda kalıyor.

belgeseli dikkatli izleyince birçok açıdan tsk'ya yapılan eleştirileri görebiliriz. belgeselin yapımcısı serdar akinan olduğu için eleştiriyi yapan özne konumunda kendisi bulunuyor. şunu demek istiyorum kısaca, kendisinin tsk'ya yaptığı ilk eleştiri akşam'da geçen gün yazdığı yazı değil, bunu öğrenmek gerekiyor.

siyasi çizgi olarak çakma solculuk, liboşluk yapacağına, adam rengini açıkça belli ettiği için çok güzel yapıyor. bunun neresinde tutarsızlık var? tutarsızlık " solcuyum ben ama üniversiteler yüksek paralı olsun " diyen köşe yazarlarında değil mi? siyasi görüşleri yüzünden bu adamı seversiniz veya sevmezsiniz konumuz bu değil. ancak tutarsızlıkla ve tsk yalakalığı yapmakla itham etmek göze hoş gelmiyor. eleştiri yaparken ayrıntılara özen gösterelim, ezberden konuşmayalım.

düzeltme: imla hataları
chixculub chixculub
hakkkında 21 mart 2008'de akşam gazetesinde yazmış olduğu "aydın doğan'ın savcıları" başlıklı yazısı hakkında bakırköy cumhuriyet başsavcılığı tarafından tck 301'in 2. fıkrası kapsamında "türkiye cumhuriyeti hükümetini, devletin yargı organlarını, askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmü doğrultusunda soruşturma açılan köşe yazarı. soruşturma açılmasına neden olan yazısı:

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=113584,10,156&tarih=31.03.2008

kaynak :http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&haberID=444717
strateji strateji
son dönemde yazdığı yazılar, sky türk'te yaptığı siyasal analiz programında yaptığı konuşmalar, gerçekten "işte adam gibi gazeteci dediğin böyle olur." dedirtiyor insana. bugünkü programda söylediği "akp şeriat düzenini getirmek istiyor diyerek, onların ekmeğine yağ sürmüş oluyorsunuz. böyle yapınca evinde ramazan ayında oruç tutan halk 'laikler dinsiz imansız insanlar işte. akp'yi karalamaya çalışıyorlar' diyor." diyerek cumhuriyet gazetesi ekolüne de selam etmiş, hislere tercüman olmuştur.

öte yandan, anlam veremediğim bir şekilde recep tayyip erdoğan hakkında "milli duruşu olan bir siyasetçidir." demiş bir yazısında. herhangi bir argüman da ortaya koymamış, ya da gerekçesini belirtmemiş. galiba kesin bir fikre sahip olmak için biraz daha takip etmek lazım kendisini.

ilgili yazı:http://www.korsanhaber.com/yazarlar.asp?yazi=14487
shop an hour shop an hour
kendisine nihat genç'le yaptığı programlardan miras kaldığını düşündüğüm gayr-ı insani durumlar karşısında kelimeleriyle isyan etme,kalemiyle haykırma gibi (cesaret bağlamında)ender yetenekleri bünyesinde barındıran televizyoncu ve köşe yazarı.bu müstesna yeteneğinin en cari örneklerinden birisini 29.12.8008 tarihinde akşam gazetesinde yayınlanan "aynı allahın evlatları değiliz" adlı yazısı teşkil etmiştir.işte mezkur şahsiyetin o yazısı :
aynı allah'ın evlatları değiliz

israil tam bir katliam yaptı.

insanlık bu katliamı izlerken israil insanları değil insanlığımızı öldürüyor.

böylesi bir şiddete kim nasıl dayanabilir?

gazze’den gelen fotoğraflara iyi bakın.

o kareler, insanlığın bilgiyle, teknolojiyle, siyasetle, akılla, vicdanla inşa etmeye çalıştığı ne varsa onun paramparça olmasıdır.

insanlığın çöküşüdür.

israil 2009 yılına muhteşem bir açılış yapıyor.

pek kıymetli, “müslüman”, büyük kurtarıcı, “zenci” obama’ya anlamlı bir selam çakıyor.

islam dünyasının petro-dolar zengini araplar, yağlı kıçlarınızı kaldırın da vanaları kapatın... hadi...

imkansız değil mi?

daha dubai’de inşa edecek çok proje var...trilyon dolarlar orada dururken iki müslüman çocuk ölmüş... kime ne?

ismarlanacak süper yatlar, beslenecek nadir atmacalar, kaçırılmayacak ziyafetler var...

arap dünyası saldırıyı kınamışmış...

gazze’deki fotoğrafa bakıp hâlâ iştahla yemek yiyen araplarla aynı dinden olabilir miyiz?

bizler, bu katliama sessiz kalamayız.

kalmamalıyız.

israil, insanlığa kafa tutarken allah’ın ipi nerede? sarılalım...

ama, önce bulalım o ipi...

yüreklerimize asılı o ipi yakalamak vicdanımızı yoklamakla mümkün...

yataklarında öldürülen masum sivillerin arap veya yahudi olması neyi değiştirir...

4 yaşında bir kız çocuğu katledildiğinde saf olunacak tek taraf vardır.

bizler aynı allah’ın evlatları olamayız.

“müslümanım” diye ikiyüzlü petrodolarcı “arap”larla aynı safta duramayacağım...

onlar islamsa ben değilim.

bunların “selamün aleyküm”lerine , “ve aleykümüsselam” denebilir mi?

o bombaların tetiklerine basan yahudilerle aynı insanlığı paylaşmıyorum.

bu manyak katillerle konuşulacak bir şey olabilir mi?

verin mescid-ül aksa’yı... yıksınlar... inşa etsinler ne edeceklerse... bu kan dursun...

saf olunacak yer insanlığını yoklayan ve bulabilenlerin yanıdır.

dinlerin, siyasetlerin, ülkelerin ve milletlerin yanı değil...
leo leo
israil katliamına tepkisini koymaya devam eden yazar.

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=139628,10,156&tarih=31.12.2008

''israil’in katliamı hızla sürerken türk medyası üzerinden bir okuma yapmak mümkün.

mesela bazı köşe yazarlarını okuyor musunuz? başbakan’ın israil’e çıkışına öfkeliler...

başbakan erdoğan sözlerine dikkat etmeliymiş...

israil’i bu kadar sert kınayan tek bir lider dünyada yokmuş.

bu müsvedde vicdanlıların değil gazeteciliklerinden insanlıklarından şüphe duyuyorum.

22 aralık tarihinde ankara’da ne oldu? çok açık değil mi?

başbakan’ın bu öfkesi neden?

israil açıkça yalan söyledi. ankara’yı kandırdı... o -sözüm ona- “tarihsel misyonu” bir kalemde silip çöpe attı.

başbakan’ın satır aralarındaki öfkeyi doğru okuyun. akacak kanı gördü... vicdanı kustu.

bunu görmeyen “uzman” gazeteciler, başbakan’ı uyarıyorlar...

“aman, sözlerine dikkat et..!”

çocuklar ölüyor... masum çocuklar... kör müsünüz? gelen görüntüleri, fotoğrafları görmüyor musunuz?

bu arada o “liberal aydınlar” nerede?

israil’e sesinizi yükseltmeyin... hamas’ı kınayan abd’ye susarak destek atın... “demokrasinin kalesi” ab’nin eylemsizliğine katılın...

çeçenistan’da, bosna’da aynısını yapmadınız mı?

soros’un sevgili çocukları nerede? sesiniz neden çıkmıyor? neden meydanlarda sizi göremiyoruz?

hadi bir zahmet bir özür kampanyası daha yapın...

altı üstü bir internet sitesi...

bir “tık”...

insanlıktan özür dileyin...

“sessiz kaldık... özür dileriz...”

susmayın...

bebeklerin cesetlerine bakarken ne hissediyorsunuz?

işte “açık toplum”, işte “demokrasi”, işte “abd”, işte “insan hakları”...

bu kanlı katarın elbette bir iki vagonu daha var...

arap yönetimleri... kuzey irak kürtleri... kürselleşmeci “cici” cemaatlerin abd’de mukim “işbilirlikçi” efendileri... israil ordusunun türkiye’de eğitimine ses çıkartmayan “ulusalcılar”... zırt pırt açıklama yapan asker...

mesele din değil... mesele etnisite değil... mesele siyaset değil... mesele nereden nemalandığınız veya kimliğinizi neye göre inşa ettiğiniz de değil...

mesele çok basit... insan olmak.

o fotoğraflara bakın... o çocuk cesetlerine...

yüreğinizden yükselen ne?

bu kadar laf ettik vitrindekilere... okuyanlar, izleyenler, susanlar... siz? biz...yani hepimiz...?

türkiye’nin en çok okunan internet sitelerinde, “en çok tıklanan haberler” diye bir bölüm var...

son üç gündür bakıyorum sıralamalara...

en çok tıklanan gazze’den gelen haberler ve fotoğraflar değil...

kim kimi nasıl düzmüş... kimin poposu daha seksiymiş... 2008’in en çok tıklanan memesi nasılmış...

ey türkiye, vicdanın nerede? nerende?''
nikmikyok nikmikyok
ahmet altan
medya ve telefon şirketi sahibi bir adamın jandarma istihbarat başkanıyla nasıl bir ilişkisi olabilir?

serdar akınan
başka bir şeyi; bu mesleğin puştlarının çok iyi bildiği bir şeyi yapıyorsun.
doğrudan patrona oynuyor. aklın sıra göz korkutuyorsun.

ahmet altan
bu sorulara bir cevap gelmedi.
onun yerine onun sahip olduğu medya grubunun yazarlarından bir küfür salvosu patladı.
o küfürler, verilmesi gereken “cevapların” yerini tutmuyor.
gerçekleri saklamak için etmeleri gereken küfürleri bir araya toplamaları bin yıl sürer.
çünkü sorular, küfürlerin arkasına saklanamayacak kadar ciddi.
panait ıstrati panait ıstrati
son karamehmet asker ilişkisinden sonra maalesef beklediğim tepkileri (belki istifa?) veremediğini hüzünle gördüğüm yazardır. halbuki kendisi her türlü iktidara (belki sadece askere değil) karşı çok harika, derinliği olan eleştiriler getiren nadir gazetecilerdendir. her yazısını merakla beklediğim bir insandır. ama patronun askerden emir alması ve bunun ortaya çıkması öyle basit geçiştirilebilecek bir olay mı? siz bunu hazmedebiliyor musunuz? tek yazabildiği efendim neymiş o ses kayıt dökümlerini okumuş ve görmüş ki illegal bir şey yokmuş. yani bu mudur? illegaliteden bahseden kim? meselenin özü ahlaktır. hani şu sizin herkesi eleştirirken kullandığınız ahlak...
küçükkarabalık küçükkarabalık
can dündar'ın, genç sevgilisiyle yakalanmasına ilişkin değerlendirmesiyle; yaşadıklarıyla,yaşattıklarını,, yazdıklarıyla karıştırmamaya bu kadar yakın olduğuna, ilkkez tanık olduğum insan. herkesle güzelce dalga geçmiştir kendisi dahil. çünkü herkes herkesin ne olduğunu biliyordur içinde bulunduğu sektörde. sadece maskeler vardır ki o maskelerin ardında ne olduğu, zamanla herkesçe bilinir,öğrenilir. körler ve sağırlar ağırlar birbirini. ancak ,serdar akinan, cesur çıkışıyla, korkuları o kadar ayaklandırmıştır ki ''özür'' yazısı yazma ihtiyacı duymuştur. belki de baskı görmüştür, bilemem. üzülmüştür de samimiyetle, eminim. çünkü konumuz olan ilişkileri yaşayanlar kötü insan olmak zorunda değillerdir, yeteneksiz olup biryerlere gelmiş olsalar bile bu nedenle,, yeteneklilerin hiç sahip olmadığı şansa sahip olarak ya da şansı kendileri için yaratarak. insan, arkadaş olarak seçtiklerini, tüm hatalarıyla (ki hata kime göre neye göredir ve kimin yaşadığına göre tavır değişmemelidir) kabul etmelidir. eder, görmez zaten. kaldı ki hata olarak görüyorsa, herkes için hatadır. keser atar hepsiyle ilişiğini...

tabii, sadece sevdiği için yaşayan yok mudur böyle bir ilişkiyi? vardır.

ancak eni sonu gelinen son nokta şudur; son soru; lar;

neden, insanlar yaşadıklarından bu kadar korkarlar ki? yanlış olduğunu düşünüyorlarsa, korkuyorlarsa neden yaşarlar ki? heee, düşünmüyorlarsa, niye saklarlar ki? yaşadıklarından etkileneceklere (eş,dost,sevgili) neden dürüst olmazlar ki? onları üzmek istemiyorlarsa, neden yaparlar ki? saklamanın çok daha can yakıcı olduğunu niye bilmezler ki?bilmezden gelirler ki? bir sevginin (eş,metres,arkadaş,dost sevgisi) içinde neden yalan barındırırlar ki?

önce ''kendilerine'' neden dürüst olamazlar ki?

serdar akinan çok şay anlatmış. anlayana tabii.

ilkkez aferin!
1 /