instela yazarlarının şu an dinledikleri

domestoss domestoss
anlatamam derdimi dertsiz insana, dert çekmeyen dert kıymetin bilemez.
derdim bana derman imiş bilmedim, hiçbir zaman gül dikensiz olamaz.
gülü yetiştirir dikenli çalı, arı her çiçekten yapıyor balı.
kişi sabır ile bulur kemali, sabretmeyen maksudunu bulamaz...

nevruz

loss loss
nevruz/yenigün

orta asya'dan balkanlardaki uluslara kadar çok geniş bir bölgede yerel renk ve inançlarla kutlanan nevruz, her ulusun kendi kültür değerleriyle özdeşleştirip sembolleştirdiği, özü itibariyle baharın gelişinin kutlandığı coşkuyla karşılandığı bir gündür.

yaşadığı geniş coğrafyada doğa ve çevrenin uyanışının kutlandığı nevruz bayramı'nın anadolu'da ve türk kültürünün yayıldığı bölgelerde de son derece köklü ve zengin bir geçmişi vardır.

nev(yeni) ve ruz (gün) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen ve yenigün anlamını taşıyan nevruz, kuzey yarımkürede başta türkler olmak üzere bir çok halk ve topluluk tarafından yılbaşı olarak kutlanır.

gece ile gündüzün eşitlendiği 21 mart'ta güneş göçmen kuşlar gibi kuzey yarımküreye yönelir. 21 mart ile birlikte havalar ısınmaya, karlar erimeye, ağaçlar çiçeklenmeye, toprak yeşermeye, göçmen kuşlar yuvalarına dönmeye başlar.

bu nedenle 21 mart bütün varlıklar için uyanış, diriliş ve yaradılış günü olarak kabul edilerek, nevruz/yenigün bayramı adıyla kutlanır.

orta asya'da yaşayan türkler, anadolu türkleri ve iranlıların yılbaşı olarak kabul ettikleri güne nevruz adı verilir ki, yeni gün anlamına gelir. gece ve gündüzün eşit olduğu miladi 22 mart, rumi 9 mart gününe rastlamaktadır.

nevruz-i sultani, sultan nevruz, sultan navrız, navrız, mart dokuzu gibi adlarla da anılmaktadır.

oniki hayvanlı türk takviminde görüldüğü üzere türklerde de çok eskiden beri bilinmekte ve törenlerle kutlanmaktadır. türklerde nevruz hakkında başlıca rivayet, bugünün bir kurtuluş günü olarak kabul edilmesidir. yani ergenekon'dan çıkıştır. işte bu nedenle bugün türklerde nevruz, yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilmiş ve günümüze kadar bayramlarda kutlanagelmiştir. orta asya'daki türk topluluklarından azeri, kazak, kırgız, türkmen, özbek, tatar, uygur türkleri, anadolu türkleri ve balkan türkleri nevruz geleneğini canlı olarak günümüze kadar yaşatmışlardır.

mansur yavaş ı yıpratma reklamları

tanrım sana geliyorum tanrım sana geliyorum
az önce oyun arasında çıkan mobil google reklamları içerisinde denk geldiğim şey. hdp li birinin ya da hdp li gibi gösterilen birinin(o kısmı bilmiyorum) biz olmasak geçemez gibi söylemleri ile sanki hdp ile işbirliği içinde olması gerektiği ima edilmiş. seçimlere az kala bu kadar çirkinleşme görmedim. bunlar yalanlansa bile ana medya kanallarında gösterilmeyeceği için hiç bir zaman aslını göremeyecekler. ayrıca bu kadar çirkinleşme gösteriyor ki, karşı taraf bayağı tutuşmuş

instela yazarlarının ruh halleri

mortissaa mortissaa
bi görselle anlatmam gerekiyorsa, siyah ve beyazın ortasında bir yerlerde, siyaha daha yakın yeri işaretleyip anlatabilirdim sanırım. karanlık taraflarından korktuğum ve dünyanın en büyük kırgınlıklarını yaşatan insanı özlüyorum gibi geliyor bazen. hayatımda ilk defa bir insana beddua edip, acı içinde kıvransın ve mutsuzluktan kurtulamasın dedim. hala diyorum ve bunu derken soğumayan bir öfkem var. bambaşka bir insan oldum bir taraftan. sevginin hiçbir yaraya merhem olmadığını öğrendim mesela. kimsenin sevdası kimsenin yaralarını geçirmiyor. zaten aşk da öyle karşılıklı olabilecek bir şey değil sanırım. bi taraf illa ki daha çok seviyor, daha çok üzülüyor, daha çok mutlu oluyor. hep bir taraf "daha çok" oluyor. sonra geriye kalan da bencil duygusuz iğrenç bir insana dönüşüyor. kendimi iğrenç hissediyorum sözlük. tek yaptığım sonsuz sevgimin arkasından gitmek ve deneyebileceğim her yolu deneyip hayatımı birleştirmek istediğim insanla yan yana kalabilmek için çabalamak olmuşken, yaşadığım psikolojik ve fiziksel şiddetler dengemi şaşırtmış durumda bana. keşke onu iyileştirmeyi başarabilseydim. keşke egolarından ve dünyevi zevklerden, hırslardan, kinden onu biraz kurtarmayı başarabilseydim. keşke, sevgim için verdiğim emeğin küçücük bir karşılığını alabilseydim. kullanılmasaydım. buna izin vermeseydim ve bunun farkına varıp kendimi geri çekseydim. anlayamıyorum, insanlar neden egolarını sevgileri için emek vermenin önüne alabiliyor. nasıl bu kadar kolay kalp kırıyor? hep korkuyorum bir gün birileriyle farkında olmadan yapacağım o son görüşmede ya dargın ayrılırsam diye. küs gitmekten çok korkuyorum. bugün yine geldi aklıma, bir ilişkinin bitebileceği en çirkin şekilde ayrıldık biz. her turlu pislik, rezillik, hakaret, ne ararsanız var. değdi mi bunca kötü şeye? bilmiyorum. tekrar kanser olsa diye geldi aklıma. resmen kendi kendime senaryo yazdım, içine de kendimi koydum oynadım. kuzeni veya arkadaşı instagramdan yazıyor, x yeniden kansere yakalandı diye. sonra o an dünyam başıma yıkılıyor ve ne yapsam diye düşünüp bana yaşattıklarını hatırlıyorum. 2 dakika sonra kendimi ankaraya uçak bileti alırken buluyorum. kendimden bekleyemeyeceğim kadar çok fedakarlık yaptım. karşılığında elde ettiğim tek şey, biraz daha büyümüş bir mortissa. insan olduğumu, değerli bir kadın olduğumu hissedebildiğim tek bir an bile olmadı. ne acı. evden attı, geri geldi arabayla kendi aldı, yastıkla beni öldürmeye çalıştı, tehditler havada uçuştu. bir sürü kötü şey oldu. hepsinden büyük dersler çıkardığım için şuan hayatımda yok. zaten bir daha bulunma ihtimali de yok. ama bunca kötü şey, yaşanan güz şeyleri de yok saymaya izin vermiyor. onunla kahkahalara boğularak guldugumuz günleri, sevismelerimizi, çocuk gibi sacmalamalarimizi, bana güçlü bir omuz oluşunu, yıldönümü kutladığımız geceki sarhoşluğumuzu, geceleri o benden önce uyuduğunda yüzüne bakıp bakıp kirpiklerinin ne kadar güzel olduğunu her gördüğümde tekrar tekrar büyülenmelerimi, ona yemekler yapmayı, beraber kahvaltı yapmayı, beraber iki kadeh rakı içmeyi çok özlüyorum sözlük. sonra birden aklıma yaşattığı korkunç şeyler geliyor ve hepsinin özlemi birden uçuyor. hayatımda hiç bu kadar kalbi kırık ve değersiz hissetmemiştim, ayrılana kadar hayallerimin o kadar içindeydi ki şuan o olmadan kurduğum hayaller hep eksik. kanadım kırılmış gibi. değer miydi bunca kırgınlığa acaba tüm bu yaşananlar? bilmiyorum. aylardır aglayamiyorum bile, şuan mesela boğazıma bir yumru takılıyor ağlamak içimden gelince. gözyaşım filan kurudu heralde, aglayamiyorum. keşke her şey çok daha farklı olsaydı. hiç istemezdim böyle olmasını. en güzel taraflarımı en şeffaf haliyle görebilecek tek insan olmasına izin vermiş ve bununla da onur duymuş biri olarak, onun bunu bir kere bile yapmaya çalışmaması çok ağırıma gidiyor. yüzünü görsem tükürürüm. öfkem çok büyük. ama kırgınlık başka bir şey. bilmiyorum sözlük, tadım tuzum kalmadı.

yeni zelanda ya 1 milyon liraya uçmak

house md house md
"oktay ve çavuşoğlu tarifeli uçakta "business class" ile yolculuk etseler harcanan para 28 bin tl olacaktı."

(bkz: devletin malı deniz yemeyen domuz)

"yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!"
devamı